Eskişehirspor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Eskişehirspor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Mart 2010 Pazartesi

Eskişehirspor - Galatasaray

Long ago, a blogger named khortytsya lived together with his blog in harmony. And then everything changed with something unknown.

Bu akşam diğer blog yazarımız EsEs ile beraber Galatasaray maçına gidiyoruz. Televizyonların gözü üzerimizdeyken, herkesten saklanan bir kareografiyle karşınızda olacağız. Maçtan sonra (salı öğleden sonraya anca) ayrıntılara ait bir post yazarız gene. Öyle bir giriş olur, hazırlık olur diğer post'a dedim işte. Fark ettim, bir sonuç yok : ))

15 Mart 2009 Pazar

Eskişehirspor:1 Bursaspor:2

Öncelikle fotoğrafsız bir post olacağını belirteyim :-)

"Kardeş takım" kavramını ortaya çıkaran zat-ı muhterem'e selamlarımı söyleyin. Bir de sorun neresinden uydurmuş bunu? Anadolu kardeşliği, anti-bizans hikayelerine inanmayan ben gibi bünye için tribünümde Bursaspor, Ankaragücü vs. atkısı görmek kadar sinir bozucu bir şey olamaz.

Çok uzatmadan maç atmosferine geçelim.

Dondurucu soğukta 13.30'daki maç için 12.00'da evden çıkmak pek akıl kârı gözükmese de tipi şeklinde yağan kar, herkesin kapalıya doluşacağı hissini güçlendiriyordu. Bu durumda da erkenden gidip yer tutulmalıydı.

12.30 sularında stada yaklaşırken sağımdan solumdan geçen Bursaspor atkılı insanlar her an patlamaya hazır bu bünyeyi barut fıçısından farksız hale getirmişti. Deplasman takımının taraftarı bu şehirde bu kadar rahat olmamalıydı. Ancak bilet kuyruğunda beklerken açık tribünden yükselen "ESpana" melodisi sinirimi azaltmaya yetti.

Biletimi alıp vakit kaybetmeden "Kızılcıklı" tribüne doğru hızlı adımlarla yöneldim. Her seçimden önce Eskişehirspor'u pis emellerine alet etmeye çalışan partilerden, "eşantiyon" kapmaya çalışan insanlar tarafından baltalanan bu yürüyüş, stad kapısında son buldu.

İçeri girip her zamanki yerimden futbolcuların ısınma hareketlerini izlemeye koyuldum. Bursasporlular kendilerine ayrılan tribünleri hınca hınç doldurmuştu. Tebrik etmek lazım. "Bu soğukta açık dolmaz" düşüncem maçın başlama saati yaklaştıkça değişti. Nefer & Kızılcıklı tribünleri de full çekiyordu. O zaman tek eksiğimiz kalmıştı. "Santrayla 3lü, daha güçlü!"

Genel olarak dostça geçen mücadeleye hızlı başlayan taraf Es-Es'ti. Youla'nın cömertçe harcadığı iki pozisyon sonrası Emre Toraman'ın kendi kalesine attığı iki gol, maçı Bursaspor'a getirdi. Bursaspor için dondurucu soğukta daha iyisi beklenemezdi. Gol atmaya niyeti olmayan Es-Es, Vucko'nun ayağından orta şut karışımı bir gol kazandı. Maç sonuna doğru 5 forvetle oynayan Es-Es, gol bulamadı; rakiplerinin kaybettiği bir haftada çok değerli üç puanı kaçırdı. İstanbul seferi öncesi çanları çaldı.

Maç boyunca Selçuk Dereli'ye inanılmaz bir tepki vardı. Hakemler hakkında konuşmayı sevmem. İnsanlar hata yapabilir. Kabul ederim. Eskişehirspor'un maçta iki kez penaltı itirazı oldu. Bu pozisyonları iyi açıdan göremedim. Bir şey söyleyemem. Lakin iyi kapanan takımlara karşı "B planı" olmayan bir takımın, maçı kaybetme sebebi olarak hakemi görmesi benim için kabul edilebilir değildir.

Sözün kısası, Bursaspor -şansının da yardımıyla- üç puanı hanesine yazdırdı. Eskişehirspor için ise yumurta kapıya dayandı.

Gençlerbirliği 28
Denizlispor 28
Eskişehirspor 27
Konyaspor 27
Antalyaspor 26
İBŞB 25
Ankaragücü 24
Kocaelispor 20
Hacettepe 15

16 Aralık 2008 Salı

Es-Es: 0 - Konyaspor: 0

Gecikmiş bir post oldu bu sanırsam. Resimleri yeni attım bilgisayarıma, maçla ilgili pek bir şey yok aklımda. TSL'de izleyebileceğiniz en zevksiz maçlardan biriydi. Yayıncı kuruluş 3 dakika özetin 2 dakikasında kırmızı kart pozisyonunu gösterdi zaten.

Çekirdekçilerin yanında izledim maçı. Yaratıcı küfürleri duymak ayrı komikti gerçekten. Bir de sürekli "Çocuğumun yanında beni küfür ettiriyorsunuz ya .rsp. çocukları" diyen abi vardı, selam ederim okuyorsa burayı, suratta gülümseme yaratılan küfürler duyulmaya değerdi :-D buyrun efendim bunlar da maçtan fotoğraflar:





21 Ekim 2008 Salı

Eskişehirspor - Galatasaray #1


Bir yanda halı saha maçlarında ES-ES formasıyla objektiflere yakalanan bloga yazmayı unutan blog yazarımız Galatasaraylı kerem... Karşısında taraftarın sevgisini göstermek için uğruna karton show yaptığı(!) diğer bir blog yazarımız EsEs...

Anketimiz yan tarafta. İmkanlarımız el verirse Atatürk Stadı'ndan takip edeceğimiz mücadelenin en tarafsız(?) yorumlarını gene blogta bulacaksınız ;)

Kişisel not: Kerem Abi bloga uğruyorsan, arka planı beyaz yap!

6 Ekim 2008 Pazartesi

Es-Es: 2 - Kocaelispor: 1














Eskişehirspor'umuzun ikinci golü
90+3

Souleymaneeeeee

...
-YOULAAAA

24 Ağustos 2008 Pazar

İstanbul'un Ardından

Dün akşam Olimpiyat Stadı'ndaydık. İstanbul B.Ş.B. - Es Es maçını yerinde takip ettik. Meraklandırmadan İstanbul seferini anlatmaya başlayalım.

Cuma gününden sözleştiğimiz üzere cumartesi sabahı saat 09.30'da Eskişehir Atatürk Stadı'nın önünde blog yazarı EsEs ile buluştuk. Yerel bir gazetenin orjinal forma ve kombine kart hediyeli yarışmasına katıldık. Yarışma maç skorunu bilene orjinal forma, ilk golü atacak oyuncuyu bilene ise kombine kart veriyordu. Kulağa hoş geliyor doğrusu :)

İstanbul'a trenle gitmek istemiştik. Kabul etmeliyim cumartesi sabahına bilet almak perşembe günu gara gitmek pek mantıklı değildi. Gara ulaşıp 21-22-23-24 Ağustos tarihlerinde İstanbul yönüne bilet kalmadığını gördüğümüzde bunu bir kez daha anladık. Bu noktadan sonra ise en büyük problemimiz İstanbul'a ve Olimpiyat Stadı'na nasıl ulaşacağımızdı. Otobüsler kafile halinde Sakarya'dan geçecek olması büyük riskti. Kimse içinde bulunduğu otobüs taşlansın, camlar kırılsın, her yanım kan olsun istemez değil mi? Lakin başka şansımız yoktu. Maça gidecektik, Sakarya'dan geçecektik.

Saat 10.00'da kalkacağı söylenen otobüsler 11'e gelirken anca kalkabilmişti. Daha önceden derneğin kaldırdığı otobüslere kayıt yaptırmadığımız için kendimizi birleşmelerine rağmen ayrı ayrı otobüslerle İstanbul'a giden taraftar guruplarından Kızılcıklı'nın otobüsünde bulduk. Eskişehirspor Tesisleri girişindeki benzin istasyonunda yarım saat daha zaman kaybederken, benzin istasyonunda şahit olduğum olayları hayretle izledim. (Olay derken neyi kastettiğimi azılı bir gurupla deplasmana giden herkes anlamıştır, gitmeyense tahmin ediyordur.) Saat 11.30'u geçerken Eskişehir'den İstanbul'a olan yolculuğumuz başlamıştı. Belkide biz öyle sanmıştık :)

Bozüyük çıkışında pankartları getiren arabayı beklemek için gene durduk. Klimasız otobüsümüzün içinde pişmek yerine otobüsün tekerleğinin yanında beklerken, içtikleri biralardan çakırkeyf olmuş çoğunun yaşı 17'yi geçmeyen taraftarlar yanyana sıralanmış "çiş" arası veriyordu. Beklediğimiz pankartları aldıktan sonra tekrar yola koyulduk.

Otobüsün içinde -afedersiniz ama kıçımızdan ter damlarken- sıcaktan bunalmış halde oturup yolculuğun bitmesini ve bir an önce İstanbul'a ulaşmayı hayal ederken yol üstünde uğranan bir markette bulunan çeşmeyle biraz olsun serinledik.

Sakarya'yı ise sorunsuz geçtik. Öldürücü sıcak altında durup bizimle uğraşmak istemediklerinden midir yoksa başka nedenlerden midir bilinmez, korktuğumuz başımıza gelmeden otobanda ilerledik.

Bunaldığımız ve acıktığımız için otobanın üzerindeki dinlenme yerlerinden birinde mola verdik. Güzelce yiyen anca iş ödemeye gelince "arazi" olanların sayesinde açık kalan hesabla beraber güvenlik görevlileri ve mekanın sahibi yanımıza gelip paralarını istediler. İşin ilginç yanı ise çorbanın 3 ytl, azıcık salatanın ise 5 ytl olması değil, bizden talep edilen 37 çorbanın parasıydı. Otobüsten inip yemek yiyenlerin sayısı 30'u geçmediği gibi bazı taraftarların çorbalarını paylaştığını da hesaba katıp kimilerinin de parasını ödediğini düşünürsek yüz küsür milyon hesap çıkarmanın içinde birazda kasıt aradık haliyle. Herneyse beleşçilerin hesabını bir şekilde kapattıktan sonra Olimpiyat Stadı'na kadar mola vermemek üzerine tekrardan yola koyulduk.

Boğazın eşsiz manzarasının büyüsü eşliğinde maçın oynanacağı yere vardık. Uzun sayılabilecek bir yürüyüşten sonra kapıların önündeki bilet gişesinden kapalı tribün biletlerimizi alıp beklemeye koyulduk. Saatlerimiz 20.00'a yaklaşırken girdiğimiz stadı biraz gezip yerimizi beğendik. Gezmek için sahaya çıkan İ.B.Ş.B. oyuncularına laf atanları izlerken gülmekten ölürken, futbolcularımızı alkışladık. Henüz erken olduğu için çok kişi olmasak da onlar için bağırdık. Maç saati yaklaştıkça artan seyirci sayısıyla beraber tezahüratlarımız daha güçlü çıkmaya başladı. Bağırmak için kale arkası tribününü seçen Kızılcıklı ve Nefer gruplayla karşılıklı, UniEsEs'le beraber maçın başlamasını beklemeye koyulduk.

12 Yıl aradan sonra Süper Lig'e çıkan Eskişehirspor, taraftarının da desteğiyle ilk yarı etkili oynadı. Es-Es adına göze ilk çarpan oyuncular Poljak, Vucko ve Youla'ydı. Poljak bu sezon Es-Es'in en iyi transferi olmaya aday, sol ayağı çok etkili ve attığı paslar gözlerin "pas"ını siliyor. Vucko ise hava toplarında etkili gözükse de çok yavaş, defansın arkasına atılan toplarda etkisiz kalıyor. Youla kendi farkını hemen koymuş, iki hareketi tribünleri coşturmaya yetiyor. Youla sakatlanmış olsa gerek ki ikinci yarı oynamadı. Yerine bir başka yeni transfer Lovrek oynadı. İlk yarı baskılı gözüken taraf Eskişehirspor olsa da bu skoru değiştirmeye yetmedi.

İkinci yarıda ise işler biraz daha değişmiş. İ.B.Ş.B. oyuna ağırlığını koymuştu. İki tarafın da cömertçe harcadığı pozisyonlarla beraber Es-Es taraftarları daha coşmuştu. Sesimizin cıktığı kadar karşılıklı Kırmızı-Şimşekler çekiyorduk. Son dakikalarla beraber gelen İ.B.Ş.B. pozisyonlarıyla birlikte endişeye kapılsak da maçı 0-0 bitti. Herşeyin ortada olduğu bir maçtı. Hani şu üç sonuçlu maçlardan.

Maçtan çıkar çıkmaz bizi Eskişehir'e götüren otobüse binip sabah 06.30'a gelirken Eskişehir'e ulaştık. Cumartesi otobüse bindiğimiz yerde inerek sağlam bir uyku çekmek için ev yoluna koyulduk...

22 Ağustos 2008 Cuma

Sefer


Kısmetse blog yazarlarından EsEs ile birlikte İstanbul B.Ş.B - Eskişehirspor maçını yerinde izlemek üzere İstanbul seferine çıkıyoruz. Olaya biraz da ideoloji katmak gerekirse "Bizans'ın başkentine" gidiyoruz. Yolculuk anıları ve maçın yorumunu blogda paylaşacağız :)

16 Mayıs 2008 Cuma

Neredesin EsEs?


Bu akşam saatler 20.45'i gösterdiğinde Eskişehir'de hayat duracak. Çok uzun yıllar sonra bu kadar yaklaşılan Süper Lig biletini kapmak için Play-Off ilk maçında Diyarbakırspor karşısına çıkacak Eskişehirspor. Yaklaşık 15 bin Es-Es'linin İstanbul çıkarması için yollara düştüğü söyleniyor. Söyleniyor diyorum çünkü görmedim. Gece 03.00 sularında yattığım için otobüslerin kalktığı saatte uyanık olmam imkansızdı!! Taraftar sitelerinde mevzusu geçen 100-150 otobüs taraftardan yola çıkarak söyledim. Bursa & Ankara'dan gelecekleri ve özel araçlarıyla olarak oraya gidecek Es-Es gönüllülerini hesaba katarsak bu sayı 20 bini bulabilir. Es-Es, Diyarbakır engelini aşarsa yıllar önce Konya'ya yapılan 45 bin kişilik çıkarmanın daha büyüğü İstanbul'a yapılabilir! Blog yazarlarından EsEs de pek ortalarda gözükmüyor. Kendisini İstanbul'u fethetmeye gönderdik. Dönüşte blogta İstanbul hikayesini göreceğiz inşallah.

ES ES ES Kİ Kİ Kİ ESKİ ESKİ ES!!

22 Şubat 2008 Cuma

NO PUEDE CAMBIAR LA HISTORIA*


"On Dakikada Sevilla" (Hakkı Kutlu-Özgür Topyıldız)
Daha henüz birileri “avrupa fatihi” olmadan, Avrupa’da kimse fatihliğe soyunmadan ya da: Eskişehirspor bir zafer kazanmış ki, dillere destan (tamam yıl, 1970, tek maçlık zaferlerin konuşulduğu ve destanlaştığı zamanlar, ama bu başka; kolpadan değil)... Öyle iki maç oynamış ki Eskişehirspor, özellikle ikinci maç, hani boşa değil yıllardır konuşulması, destanlaşması.

“İspanya’da Sevilla maçı var. Faik’in sol ayak parmağı kırılmış. kaç tane orta yaptı, kaç topa vurduysa hep o ayakla.
Bugün ayakkabının üzerine kuş tüyü düşen futbolcunun üç ay tedavisi sürüyor, mr’ı çekiliyor...” Fethi Heper (Prof. Dr., Anadolu Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Yüksek Okulu Müdürü)’in sözleri bunlar. Hakan Abi (Dilek)’nin “Mahallenin En Şık Abileri” kitabından alıntıladık...

Kupa, Fuar Şehirleri... Rakip, İspanya’nın Sevilla’sı... Yukarıda, Fethi Heper’in bahsini ettiği maç, ilk maç. 5 eylül 1970 tarihinde oynanıyor ve Eskişehirspor 1-0 yeniliyor. Maç 40 derece sıcaklıkta oynanıyor ve o maç sonrası gazeteler Eses’in takım halinde 30 kilo kaybettiğini yazıyor (15, 20, 25 gibi rivayetler de var tabii)...
Gelelim asıl maça. Eskişehir Atatürk Stadı’nda 16 Eylül 1970 tarihinde oynanan ve hâlâ nasıl kazanıldığı bilinmeyen maça...

Es-es’in intikamı acı oldu; Sevilla Porsuk’ta boğuldu!..
Burada devreye eski, büyükşehir belediyesi başkan vekillerinden gazeteci Hüsnü Arslan’ı sokalım: takımın o günlerdeki gücü, ilk maçtaki dezavantajı önemsiz kılıyordu. taraftar, takımına inanıyor ve tribünleri dolduruyor...
İlk yarı sahada silik bir futbol var. Ancak bariz bir Eskişehirspor üstünlüğü de hissediliyor, futbolun cilvesi 79. dakikada Sevilla’nın golü geliyor. İşte o gol öncesi oyuna girmek için hazırlanan sağ açık Halil, santra öncesi oyuna dahil oluyor. hemen 20-30 saniye sonrasında Halil’in, Sevilla kalecisinin güçlükle kurtardığı bir şutu, mucizenin başlangıcı gibi bir şey... inanılmaz bir şey oluyor sonra. bir gol, ardından bir daha. Sevilla’da panik, Kırmızı Şimşekler’de coşku. son dakikalarda kaptan Fethi’nin bir golü daha. Sanırım kaptanın az sayıdaki kafa gollerinden biri.. Futbolda mucizeler böyle gerçekleşiyor...


*TARİHİ DEĞİŞTİREMEZSİNİZ